| |
Meme kanseri ve menopoz
Pek çok menopoza girmiş kadın meme kanserine yakalandıklarında östrojen
kullanamamaktadırlar.Diğerleri de meme kanseri gelişimi riskini ve
östrojenin yan etkilerini bildiklerinden hayatlarını doğal bir biçimde
sürdürmek istemektedirler.ABD'de 50 yaş üstündeki kadınların 2/3'ü hormon
tedavisini reddetmektedirler. Kemoterapinin yan etkilerinden birisi de erken
menopozdur; bunun sonucu olarak da kadın genç yaşta östrojen eksikliğine
maruz kalmaktadırlar. Menopozdan sonra ne gibi problemlerle
karşılaşıldığının bilinmesi tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde çok
önemlidir.
Yapılan çalışmalarda meme kanseri olan ve menopoz sonrası hormon
yetersizliği belirtilerini gösteren kadınların çeşitli tedavi seçenekleri
araştırılmıştır. Hormon tedavisi alamayan kadınlarda kalp hastalığı ve kemik
erimesinin önlenmesinde yeni yaklaşımlar ileri sürülmüştür.
KADINLIK HORMONLARININ VÜCUDA ETKİSİ
Östrojenler nelerdir ve görevleri nedir?
Östrojenler, kadında pek çok dokuda etkileri olan kadınlık hormonlarıdır.
Hormon endokrin bezde yapılıp kan dolaşımına verilen ve vücudun başka bir
bölgesine giderek spesifik organ dokuda değişikliğe yol açan bir maddedir.
Başlıca premenopozal hormon olan östrodiol, primer olarak yumurtalıklarda
yapılır. Yumurtalıklar rahmin yanında iki adet olarak bulunmaktadır.Etki
ettikleri organlar; beyin, kan damarları, ürogenital sistem, kolon, rektum,
mesane, deri, kemik ve memedir. Menopozdan önce, kandaki östrojen seviyesi
adet dönemlerine göre farklılık göstermektedir. Menopozdan sonra
yumurtalıklar hormon yapımını durdurduğundan östrojen seviyesi çok düşük
seviyelere iner.Geri kalan bir miktar östrojen yağ dokusunda veya memenin
kendisinde yapılmaktadır.
Progesteron nedir ve görevi nedir?
Progesteron her ay rahmi hamilelik için hazırlayan başka bir kadınlık
hormonudur. Ayın ikinci yarısında progesteron seviyesi birkaç günde yükselir
ve ardından adet kanamasıyla birlikte düşer. Doğum kontrol hapları
progesteronun sentetik formlarıdır.
MENOPOZ
Menopoz nedir?
Menopoz döneminde yumurtalıklar, östrojen ve progesteron üretimini
durdurmaktadır. Daha önceleri araştırmacılar bu olayın birdenbire
geliştiğini düşünse de şu an menopozun aydan aya değişiklikler göstererek
yavaş yavaş ortaya çıktığını bilmekteyiz. Bu döneme perimenopozal geçiş
devresi denmektedir. Bu süreç 2-5 yıl arasında bir zaman dilimini içerir. Bu
süre içinde östrojen yavaş yavaş düşer ve kadın bu hormonal değişikliğe
adapte olur. Meme kanserli premenopozal kadınlarda yumurtalıklar
kemoterapiden ötürü hasara uğradığından ani bir menopoza giriş söz
konusudur. Bu koşulda menopozal semptomlar hızlı ve ciddi bir şekilde
seyreder ve hastanın bu duruma adaptasyonu zordur.
Düşük östrojen ve progesteron seviyelerinde ne gibi problemler görülür?
Problemlerin çoğu östrojen seviyesinin 50-600 ünite değerlerinden 5-10 ünite
değerlerine kadar düşmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu hormonal değişiklik sonucu genelde kadında beş bölgede sorunla
karşılaşılmaktadır:
Mesane,rahim ve vajeni içeren ürogenital sistemde atrofi diye tanımladığımız
doku kaybı oluşur. Bu da idrar yaparken yanma, ağrı, idrar tutamama, vajen
kuruluğu ve cinsel ilişki sırasında ağrıya sebebiyet verir.
Deriye kan taşıyan kan damarları sağlamlığını yitirir. Bu durum vazomotor
instabilite adlandırılır ve sıcak basmaları ile ani uyanmalara yol açar.
Beynin artmış östrojen gereksinimine bağlı olarak depresyon, hafıza kaybı,
duygulanım dalgalanmaları ve aşırı hassasiyet ortaya çıkmaktadır. Menopoz ve
depresyon arasındaki ilişki fizyolojik esastan çok biyolojiktir.
Kemikler kalsiyum kaybetmeye ve daha çabuk kırılmaya başlarlar. Bu olaylar,osteopeni
denilen kemik kitlesi kaybına ve daha ağır bir şekil olan osteoporoza neden
olur. Osteoporoz ile birlikte kadınların boyları kısalmaya başlar. Sırt
kavisleri daha belirginleşir. Bütün bu değişikliklerin sonucu, kadınlar
düştüklerinde omurga veya kalça kırıklarıyla karşı karşıya gelebilirler.
Kalça kırıkları özellikle yaşlı kadınlarda çok sık görülmektedir.
Östrojen yetersizliği kalp hastalıklarının gelişimini hızlandırır. Kadın
erkekteki kalp hastalığı riskine erişir. Kadınlarda kalp hastalığından ölüm
oranı meme kanserinden ölüm oranından sekiz kat daha fazladır. Bu durum
özellikle yaşlı kadınlarda doğrulanmıştır; çünkü kalp hastalığı kadınlarda
60-90 yaşları arasında ortaya çıkarken meme kanseri daha genç yaşlarda
ortaya çıkar.
Kadınlara menopozdan sonra östrojen kullanmadıkları takdirde daha ciddi
sorunlarla karşılaşabilecekleri anlatılmalıdır. Alzheimer hastalığı ve kalın
barsak kanseri bu sorunlardan en önemlileridir. Bu hastalıkların gelişmesi
östrojen kullanmakla henüz engellenememektedir ama gene de östrojenin olumlu
etkileri göz ardı edilmemelidir.
Menopoz östrojen seviyesinin düşüklüğü ile karakterize doğal bir olaydır.
Progesteron da, menopozda düşer ve perimenopozal geçiş devresinde
dalgalanmalar gösterir. Kadında az miktarda olsa da bulunan erkeklik
hormonları yaş ilerledikçe daha da düşer. Bu hormon değişiklikleri menopozun
doğal bir parçası olarak kabul edilmektedir.
MENOPOZDA ÖSTROJEN TEDAVİSİ
Östrojen hormon tedavisi hangi durumlarda gereklidir ve yan etkileri
nelerdir?
Vazomotor bozukluklara bağlı sıcak basmalarında Östrojen tedavisi yer
almaktadır. Aynı şekilde vajinal kuruluk, cinsel ilişki sırasında ağrı ,sık
idrar yapma, idrar yolu infeksiyonları ve idrar kaçırma şikayetlerine yol
açan ürogenital atrofide de östrojen kullanımı önerilmektedir. Osteoporoz
gibi kemik erimesinden ya da kalp hastalıklarından korunmak için de östrojen
tedavisi uygulanmaktadır. Menopoz sırasında oluşan ve östrojen gereksinimine
bağlı ortaya çıkan depresyon ile duygu dalgalanmasını engelleyebilmek için
hormon tedavisi önerilmektedir.
Hormon tedavisinin göreceli olarak uygulandığı diğer sorunlar arasında
Alzheimer hastalığı, kalın barsak kanseri, şeker hastalığına bağlı kalp
hastalığı, felç, varis sayılabilir.
Östrojen hormon tedavisinin riskleri ise; mesane hastalıkları, rahim
kanseri, meme kanseri ve mastalji dediğimiz meme ağrılarıdır.
Hormon tedavisinin uygun görülmediği sağlık sorunlarının başında ise meme
kanseri ve yumurtalık kanseri gelmektedir. Bazı karaciğer hastalıkları ve
kan pıhtılaşma bozukluklarında da östrojen kullanılmamaktadır. Son olarak da
sebebi ortaya konamayan vajinal kanamalar da kullanılması sakıncalıdır.
MENOPOZ TEDAVİSİNDE ÖSTROJEN ALTERNATİFLERİ
Östrojen tedavisinin uygulanamadığı durumlarda menopozal belirtileri
ortadan kaldırmak için ne yapmak gerekir?
Bu sorunun cevabı her kadın için farklıdır. Verilecek karar belirtilerin
tedaviyi gerektirecek kadar ciddi olup olmadığına bağlıdır.
Üriner problemleri ve vajen kuruluğu içeren ürogenital atrofide, çok düşük
dozda östrojen, vajinal krem veya östrojen halkalarıyla verilebilir. Bu
tekniklerle küçük dozlarda bile olsa östrojen vücuda verilerek kan
dolaşımına katılır.
Sıcak basmaları için, E vitamini, klonidin veya megestrol asetat
önerilmektedir .Bazen bu sıcak basmalarını engelleyebilmek için antipsikotik
ilaçlar da (ör:prozac,paxil,zoloft) kullanılabilmektedir. En kolay
uygulanabilir tedavi yöntemi ise düzenli yapılan egzersizler ve uygun
beslenme rejimidir
Düşük seviyelerdeki östrojenden kaynaklanan depresyon ve mizaç
değişikliklerinde yine bu antipsikotikler tedavide kullanılabilir.
Osteoporozun önlenmesinde alendronat veya kalsitonin (Miacalcin) gibi
ilaçlara başvurulur.
Kalp hastalığının önlenmesinde ilaç tedavisi önerilmektedir.
Çoğu kadında bu belirtilerden bir ya da ikisi bulunmaktadır. Östrojen bu
problemlerin tedavisinde tek çare değildir. Pek çok kadın hormon tedavisi
yerine diğer ilaçları kullanmayı yeğlemektedir.
Vücuttaki östrojen seviyesini yükseltmeden ve meme dokusunu uyarmadan
yapılacak bir menopaz tedavisi en ideal tedavidir.
ÜROGENİTAL ATROFİ
Ürogenital atrofinin belirtileri nelerdir?, Menopozdaki kadınlar için
büyük bir problem teşkil etmekte midir?
Bu sorunun menopoz sonrası kaç kadında oluştuğunu bilmek önemlidir. Menopoz
dönemindeki 2000 kadından oluşan bir grup incelenmiş; bir yıl sonra, 100
kişide kalp hastalığı,11 kişide osteoporoz, 6 kişide meme kanseri,3 kişide
de rahim kanseri geliştiği gözlenmiş. Fakat neredeyse grubun tamamında
ürogenital atrofi belirtileri görülmüştür.
Ürogenital atrofi nedir?
Bu ifade kabaca vajen ve mesanede doku kaybını tanımlar. Ürogenital atrofi,
idrar yollarında oluşan üroatrofiyi ve vajinada oluşan genital atrofiyi
içerir. Genital atrofinin başlıca belirtileri vajinal kuruluk, kaşıntı,
cinsel ilişki sırasında ağrı, labia gibi genital bölgedeki dokuların
şişmesidir. Üroatrofinin başlıca belirtileri ise idrar yaparken ağrı, ani
idrar yapma ihtiyacı ve idrar kaçırmadır.
Menopozdaki kadınlar sıklıkla vajinal kuruluktan yakınırlar. Meme kanseri
tedavisi olan kadınlarda özellikle gençlerde bu semptomlar daha da
belirgindir çünkü bu kadınlarda östrojen seviyesi yükseltilmemeye çalışılır.
Lokal olarak östrojen kullanıp kandaki hormon seviyesini yükseltmeden ve
diğer dokuları etkilemeden etkili tedavi uygulanabilir mi?
Ürogenital atrofinin ciddi semptomları postmenopozal dönemin ilk yarısında
gözükür. Topikal Östrojen krem uygulaması ile verilebilir ve etkili olur.
Son zamanlarda sistemik dolaşımdan emilmeyen lokal vajinal uygulamalar da
gündemdedir.
Vajinanın hormonal olmayan nemlendiricileri de tedavide kullanılmaktadır.
Vajinaya günlük uygulanır ve kuruluğu düzeltir.
Cinsel problemler ürogenital atrofiden dolayı ortaya çıkar.Östrojenin
yokluğuna bağlı vagina da dokular kurur, bunun sonucu cinsel ilişki
sırasında ağrı ve kanamalar ortaya çıkabilir. Düşük dozda uygulanan topikal
östrojen kremleri tedavide etkilidir.
DEPRESYON
Mizaç değişiklikleri ve depresyon için ne yapmak gerekir?
Bu semptomların tedavisinde kullanılan pek çok ilaç vardır. Hafif
depresyonlar telkin yoluyla çözümlenebilir. Mizaç değişikliklerinde de gene
aynı yol denenebilir; eğer daha ciddi ise o zaman ilaç tedavisi uygulamak
gerekir. Çoğu kadına egzersiz, telkin, destek grupları ve yaşam tarzı
değişiklikleri önerilmektedir.
SICAK BASMASI
Eğer östrojen kullanmak istenmiyorsa sıcak basmalarına karşı ne
yapılmalıdır?
Sıcak basması genellikle östrojen kullanmadan kontrol altına alınabilir.
Sıcak yerlerden, baharatlı yiyeceklerden, stresli durumlardan kaçınmak
gerekir. Serin tutan kıyafetler giyilebilir. E vitamini de fazla efektif
olmamasına rağmen kullanılabilir. Bazı kadınlarda klonidin son derece etkili
olabilir .Megestrol asetat (megace) tedavisi sıcak basmalarında östrojen
tedavisi kadar etkilidir. Bu ilacın yan etkisi kilo aldırmasıdır. Meme
kanserli hastalarda bu ilacın uzun dönemdeki etkisinden ziyade kısa
dönemdeki etkisi daha önemlidir.
OSTEOPOROZ
Hayat tarzındaki ciddi değişiklikler ve diyet kemikleri güçlü tutmaya yardım
eder. Bu değişiklikler içinde sigarayı bırakmak, haftada 3 kere 20 dakikadan
az olmamak koşuluyla egzersiz, her gün diyetle 1500 mg kalsiyum alınımı,
alkollü içecek tüketiminin azaltılması bulunmaktadır. Pek çok kadında bu
uygulamalar yeterli olmaktadır. Bazı kadınlarda ise tüm bu tedbirlere rağmen
gene de osteoporoz belirtileri görülmektedir. Osteoporoz için bazı risk
faktörleri bulunmaktadır. Bunların başında ırk gelmektedir.Örneğin
Asyalılarda ve İspanyollarda, Afrikalı ve Amerikalılara oranla daha fazla
risk bulunmaktadır. Diğer risk faktörleri arasında yaş, egzersiz yapmama,
sigara, ailede osteoporoz hikayesi, zayıflık, fazla alkol tüketimi, hastalık
dolayısıyla yatağa bağımlı kalma, kortizon benzeri ilaçlar kullanma ve
tiroid hormonu tedavisi sayılabilir.
Osteoporoz tedavisinde kullanılan bir grup ilaç bifosfonatlardır. Bu ilaç
normal kemik yıkımını bloke eder.Östrojenler de bu yolla etki
ederler.Vücutta sürekli bir kemik yapımı ve yıkımı süreci vardır.Buna
kemiğin yeniden şekillenmesi "remodeling" denir.Bifosfonatlar tedavide
yaklaşık 20 yıldır kullanılmaktadır.İlk kullanılan form etidronate olup 7
yıl süreyle kullanılmıştır.Şu an bu ilacın ikinci kuşağı olan alendronate (fosamax)
tedavide verilmektedir.Alendronate kemik yıkımının bloke edilmesinde
etidronate'dan daha etkilidir. Halen daha kuvvetli ve tolerans gelişmesi
daha zor olan ilaçlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.
Bifosfonat ailesine ait ilaçların kullanımında birtakım zorluklar
vardır.Ağız yoluyla alındıkları zaman zayıf olarak absorbe
edilirler.Hastalar bunu boş mideye almalıdırlar. Bazı kadınlarda yemek
borusunda ve boğazda tahriş ve göğüs ağrısı meydana gelmektedir.
Böbreklerinden rahatsız olanlarda bu ilaç tavsiye edilmez; çünkü bu ilacın
atılımı böbrek yoluyladır. Göğüs ağrısı gibi yan etkiler hastanın ilaç
alınımını takiben 30 dakika yatmaması koşuluyla engellenebilir.
Meme kanserli hastalarda bifosfonat tedavisi oldukça çekicidir; çünkü iki
türlü etkileri bulunmaktadır. Birinci etkisi normal kemik yıkımının
durdurması, ikincisi ise kemiğe metastaz dolayısıyla olan kemik yıkımının
engellenmesidir. Aynı zamanda bu ilaçlar iskelet metastazlarına bağlı kemik
kırıklarını ve metastazların ilerlemesini azaltırlar.
Başka bir hormon olan kalsitonin, gene kemik yıkımını engellemektedir. Bu
ilaç miacalcin denilen sprey şeklinde uygulanır. Bunun kullanım oldukça
güvenlidir ve yan etkileri son derece azdır.
Vücudu daha fazla kemik yapmaya iten diğer bir ilaç fluoride' dir. Yüksek
dozlarda fluoride bir yarar göstermez hatta bazı hastalarda zararlı olduğu
bile söylenebilir. Düşük dozlarda, ancak az miktarda kemik kaybı olan
hastalarda kırıkları engellemektedir. Şüphemiz fluoride'in kırıklara yol
açan anormal kemik yapımına sebebiyet verdiği doğrultusundadır.
Değişik çalışmalarda sürekli düşük dozda fluoride veren "neosten" adı
verilen bir preparat kullanılmıştır. Bu ilaç kalsiyum sitratla birlikte 12
ay verilip, 2 ay verilmemektedir. İki yıl boyunca bu kadınlarda kemik
kırıkları engellenmiş ve kemik kitlesi ancak %5 oranında azalmıştır.
İdeal olan ilaç sıcak basmalarını engelleyecek, beyine östrojen gibi etki
edecek, kalp krizini ve meme kanserini önleyecek, osteoporozu bloke ederek
kemikleri koruyacak ve rahim kanseri riskini indirgeyecek nitelikte
olmalıdır.
Tamoxifen bu etkilerden bazılarına sahiptir. Uzun dönem sonuçlarında
tamoxifenin meme kanserinin tekrarlamasını önlediği ve diğer memedeki kanser
olasılığını %40 oranında engellediği bildirilmiştir.
Evista adıyla piyasada bulunan raloxifene'nin pekçok özelliği yeni yeni
anlaşılmaktadır. Bu ilaç osteoporozun önlenmesi amacıyla kullanılmaya
başlanmıştır. Raloxifene rahmi tamoxifenden daha az oranda etkiler.
Tamoxifenin kemik yıkımını engellediği doğru mu?
Tamoxifen meme kanserinde önceleri kısa bir süre için ek bir tedavi olarak
denenmiştir. Bu çalışmalar sırasında tamoxifenin uzun süreli etkileri
bilinmiyordu. Yapılan araştırmalarda tamoxifenin menopoza girmiş kadınlarda
kemikler üzerine östrojen benzeri etki yaptığı saptanmıştır. Tamoxifenin
hangi dokulara östrojen benzeri etki ya da antiöstrojen etki yaptığı
bilinmelidir.Bu kavrama SERM (selektif östrojen reseptör modülatörü) adı
verilmektedir.Tamoxifen postmenopozal kadınlarda kemikler üzerine östrojen
gibi etkiyen ilk SERM'dir.
Tamoxifen postmenopozal kadınlarda yılda %1-3 oranında kemik kitlesinde
artışa neden olur.Bu etkisi omurganın aşağı seviyelerinde kalçaya nazaran
daha belirgindir.Uzun süreli ve çok sayıda kadını içeren çalışmalarda
tamoxifenin osteoporoza bağlı kemik kırıklarını azalttığın göstermiştir,
Neden tamoxifen premenopozal kadınlarda kemik kitlesinde azalmaya sebep
olurken postmenopozal kadınlarda arttırır?Bunun nedeni tamoxifenin
premenopozal kadınlarda olduğu gibi östrojenin yüksek oranda bulunduğu
durumlarda antiöstrojen olarak etki göstermesidir.Menopoz sonrası kadınlarda
olduğu gibi östrojenin az miktarda bulunduğu durumlarda ise östrojen benzeri
etki gösterir.
Kemoterapi yüzünden yumurtalıkları hasar görmüş premenopozal kadınlarda
östrojenin yetersizliğine bağlı olarak tamoxifen östrojen benzeri etki
gösterir.
Sigara, alkol tüketimi, kalsiyumdan fakir beslenme, gün ışığından yoksunluk,
egzersiz yapmama, tiroid hormonu ve kortizon benzeri ilaç kullanma büyük
miktarda kemik kaybına yol açar.Haftada en az üç kere olmak üzere 20 dakika
yürümek yeni kemik yapımına neden olur.
Menopoza giren kadınlar ihtiyaçları olan günlük 1500 mg kalsiyumu
almalıdırlar. Bu da yaklaşık günlük 6 bardak süte eşittir.Bunun tüketimi
oldukça zor olduğundan kadınlar 1000 mg'lık kalsiyum tabletlerini kullanmayı
yeğlerler (OS-CAL,Calcium Citrate,TUMS gibi). Kalan 500 mg'lık ek kalsiyum
diyetteki diğer ürünlerle telafi edilir. Bu önlemler kemik kaybının
azalmasında ve kemik kırıklarının engellenmesinde ilk basamaktır.
Özetle, risk faktörlerinin indirgenmesinin başlangıç noktası beslenmede
değişiklik ve egzersiz yapılmasıdır. Bununla birlikte, bazı kadınlara ek
tedavi gerekebilir. Kemik densitometresi ve analizi tedavi seçiminde
rehberlik etmektedir.
KALP HASTALIĞI
Östrojen eksikliği kadınlarda kalp krizi geçirme olasılığını
erkeklerinkine yaklaştırır mı?
Kalp krizi, atardamarlardaki akışkanlığın azalmasına bağlı olarak kalbin
bazı bölgelerinin yeterli oksijen alamamasına bağlıdır.Sonuçta bir miktar
kalp kası harap olur ve hasta göğüs ağrısı hisseder. Gerçekte,kalp krizi
budur. Terminolojide bu rahatsızlığa iskemik kalp hastalığı denmektedir. Bu
ifade kalbin yeterli oksijen sağlayamadığını tanımlar.
Erkekte, ilerleyen her yaşla birlikte kalp krizi geçirme olasılığı artar.
Genç yaşlarda erkekteki ölümlerin %10'u, 50'li yaşlarda ise %50'si kalp
hastalığından kaynaklanmaktadır.
Kadınlarda ise, menopoz sonrası kalp krizi geçirme oranı,erkeklerinkini
yaklaşmakta ve hatta geçmektedir. Yetmiş beş yaş ve üstü erkeklere kıyasla,
iskemik kalp hastalığından ölüm oranı 75 yaş ve üstü kadınlarda daha
yüksektir.
Östrojenler kalp hastalığını nasıl önlerler?
Pekçok istatistiksel çalışmada östrojenin kalp hastalığını engellediği
gösterilmiştir.Östrojen kullanan kadınlarda kalp hastalığında %50 oranında
azalma belirlenmiştir.
Uzun zamandan beri ,östrojenin kalp hastalığını önleme sebebinin kanda
dolaşan lipid seviyesini düşürmesine bağlı olarak meydana geldiği
savunulmaktaydı. Bu lipidlere kolesterol ve trigliserid
denmektedir.Şimdilerde östrojenin belki de bu etkisinden daha güçlü olarak
doğrudan kan damarlarına yönelik bir etkisi daha bilinmektedir. Östrojen
total kolesterol seviyesini düşürmektedir. Biz kolesterolü iyi kolesterol (HDL
kolesterol) ve kötü kolesterol (LDL kolesterol) olarak ikiye ayırmaktayız.
Östrojen aynı zamanda kan damarlarına etkiyerek bu yağ depocuklarının damar
çeperinde toplanmasına mani olur. Zaten arterleri tıkayarak kalp krizine
neden olan işte bu yağ depocuklarıdır.
Östrojenler kalsiyumun kan damarlarına olan etkisini bloke ederler.
Östrojenlerin antioksidan etkisi vardır ve kalp krizini engelleyen nitrik
oksid sistemine etkirler. Kan damarlarının daralarak kasılmasını sağlayan
anjiotensin sistemini baskılayarak,anjiotensin oluşumunu önlerler. Bu etkiye
"ACE inhibitör etkisi" denir.Böylelikle kan damarları genişleyerek daha
fazla kan taşır.
Uzmanlar:günümüzde kavram olarak;östrojenin 2/3'sinin doğrudan kan
damarlarına;1/3'nin ise kan lipid düzeyine etki ettiğini kabul
etmektedirler.
Sonuç olarak: Eğer sigara içmiyorsanız kalp hastalığına yakalanma riski
%60'a, eğitiminizi tamamlarsanız %50'ye, her gün egzersiz yaparsanız %45'e,
günde bir bardak alkol alırsanız veya düşük doz aspirin kullanırsanız %35'e,
ideal kilonuzu korursanız %30'a ve de tansiyonunuzu, kolesterolünüzü kontrol
altında tutarsanız %15'e düşer.
Çeşitli deneysel çalışmalarda;tamoxifenin kolesterol seviyesini indirgeyerek
kalp hastalığı riskini de azalttığı belirtilmiştir.
MENOPOZ TEDAVİSİNDE YENİ YAKLAŞIMLAR
Östrojen ve tamoxifen birlikte kullanılabilir mi?
Bu kombinasyonla, tamoxifen; östrojenin memeler üzerine olan etkisini bloke
eder; östrojen de tamoxifenin yan etkisi olan ya da östrojen eksikliğinden
kaynaklanan sıcak basmalarını önler. Aynı zamanda bu kombinasyon kemiklere
yararlıdır, kolesterol seviyesini düşürür ve sıcak basmalarını önler. Ancak
gene de çalışmalar tamamlanmamış olduğundan tedavide kullanılmamaktadır.
Pek çok kadın menopoz belirtilerinin tedavisinde bitki ürünlerini
seçmektedir. Bitki ürünlerinin kalite-kontrolü sorun teşkil etmektedir.
Güvenlikleri, etkinlikleri ve toksisiteleri denenmelidir.
Çoğu kadın doktorlar tarafından alay edileceklerini düşünerek bu ilaçları
kullandıklarını saklarlar. Bu nedenle hekimin mutlaka ilacın zararlı
etkilerini bilmek, içeriğini öğrenmek ve diğer ilaçlarla etkileşimini görmek
için bu soruyu yöneltmesi gerekmektedir.
DANIŞMA
Hekim hastasına östrojen tedavisinin risklerini ve yararlarını açıklamakla
yükümlüdür.
Herhangi bir ilaç kullanmadan veya tedaviye başlamadan önce tüm zarar ve
yararları iyice anlamanız gerekmektedir. Sağlık durumu, meme kanseri tanısı,
lenf bezi durumu, hormon reseptör tayini ,menopozal belirtilerin ciddiyeti,
yaş ,osteoporoz tehlikesi, kalp hastalığı riski ve diğer başka faktörler
tedaviye karar vermede esas teşkil etmektedir.
Eğer hormon tedavisi almakta kararlıysanız hekiminize soru sormakta tereddüt
etmemelisiniz. Onkologunuz ,jinekologunuz ve aile hekiminiz size yardımcı
olacaktır. Hastanelerde ve bazı özel tedavi merkezlerinde açılan menopoz
kliniklerine başvurarak bu konuda eğitim görmüş uzmanlardan ve bilgisayar
programlarından yararlanabilirsiniz.
ÖSTROJENLER VE MEME KANSERİ
Östojenler ve meme kanseri oluşturma potansiyeli hakkında bilgilerimiz
nelerdir?
Bazı çalışmalarda östrojen kullanımı ve meme kanseri arasındaki ilişki
gösterilmiştir. Son 20 yıldır yaklaşık 30 kadar çalışmada bu ilişki
irdelenmiş ve yanıt aranmıştır. Sonuçta östrojenin uzun süreli kullanımının
meme kanseri ile ilintili olduğu belirlenmiştir.
Çalışmada;5-10 yıl östrojen kullanımının meme kanseri riskini %20-50
oranında arttırdığı anlatılmıştır. Bu;kadınların %20-50'si meme kanserine
yakalanıyor anlamına gelmez; ancak riskin yükseldiğini ifade etmektedir.
Örneğin 50 yaşındaki bir kadının bir yıl içinde meme kanserine yakalanma
oranı 1/300 iken, %20'lik bir artışla bu oran 1,2/300'ye çıkmaktadır.Yani 10
yıllık bir dönemde östrojen kullanmayan 300 kadının 10'u meme kanserine
yakalanırken; östrojen kullanan 300 kadının 12'si meme kanserine
yakalanmaktadır. Başka bir ifadeyle;10 yıllık bir dönemde kadının %97
oranında meme kanserine yakalanmama şansı var iken,östrojen kullanırsa bu
şans %96'ya düşmektedir.
Görülmektedir ki; östrojen kullanımı meme kanseri riskini, diğer riskler
gözönüne alındığı zaman mühimsenmeyecek bir oranda arttırmıştır. Meme
kanseri riskini yükselten diğer bir faktör de kilo artışıdır.
Östrojenin meme kanseri riskini yükselttiğini düşündüren sebep biyolojik
deneylerdir. 1950'li yıllarda laboratuar koşullarında farelere östrojen
verilerek meme tümörleri oluşturulmuştur. Bu çalışmada östrojenin meme
dokusuna etki ederek büyümesi sağlanmıştır.
Yüksek östrojen seviyesine sahip kadınlarda meme kanserine yakalanma oranı
daha fazladır. Örneğin,Amerikalı beyaz kadınların meme kanserine yakalanma
şansı Japonya'daki kadınlardan daha fazladır.
Östrojenin; premenopozal kadınlardaki kaynağı yumurtalıklardır.
Postmenopozal kadınlarda ise östrojen yağ dokusutarafından yapılır. Yağ
dokusu böbrek üstü bezinden hormon alarak bunları östrojene çevirir.
Araştırmacılar;meme dokusunun da bizzat östrojen ürettiğini ispat
etmişlerdir.
Östrojen ve meme kanseri arasındaki en büyük ilişki 35 yaşından önce her iki
yumurtalığı cerrahi olarak alınan kadınlarda ortaya konmuştur. Bu kadınlar
20-40 yıl izlenerek; tek bir yumurtalığı alınan kontrol grubu kadınlarla
karşılaştırılmıştır. Kontrol grubunda meme kanseri gelişme riski; her iki
yumurtalığı da olmayan kadınlarda %75 oranında yüksek bulunmuştur. Yani her
iki yumurtalığı alınan kadınlarda meme kanseri riski düşmektedir.
Östrojenler meme kanserine nasıl yol açarlar?
Bir teoriye göre östrojenler meme dokusunu hızlı büyümeye sevk ederler. Bu
hızlı gelişme sırasında kanser oluşur.Başka bir teoriye göre; östrojenler
meme dokusunun genetik materyali olan DNA'ya zarar verirler ki, bu da
başlıca kanser sebebidir. Günümüzde bu iki etkinin de geçerli olduğu
varsayılmaktadır; ancak henüz ispatlanmış bir veri elde bulunmamaktadır.
Östrojen kullanan ve kullanmayan kadınlar arasında meme kanseri farklılığı
var mıdır?
v Çalışmalarda belirlenmiştir ki; östrojen kullanan meme kanserli hastalar
daha uzun süre yaşamaktadırlar. Bunun sebebi,östrojen tedavisinden dolayı
sürekli meme kanseri açısından takipte olmaları ve erken tanıda yatmaktadır.
Başka bir açıklama ise; meme kanseri tanısı konduğunda hormon tedavisi
sonlandırıldığından tümörün küçüldüğü görülmektedir.
Progesteron da meme kanserine neden olabilir mi?
Deneysel olarak menstrüal siklüsün değişik fazlarında meme dokusu incelenmiş
ve progesteronun da meme dokusunu uyardığı görülmüştür. Bu; progesteronun
rahim üzerindeki etkisinin tersidir. Bilindiği üzere progesteron östrojenin
rahim üzerindeki etkisini bloke ederek, rahim kanserini önler. Ancak henüz
progesteronun meme kanserine yol açtığını gösteren herhangi bir çalışma
yoktur.
Hormon tedavisi, mammografik incelemede de bazı değişikliklere yol açar.
Östrojen kadınların yarısından fazlasında meme yoğunluğunu arttırmaktadır.
Mammogramlarda yeni ve geniş sahalar yaratarak meme kanseri ile
karıştırılabilir. Bu nedenle selim ve habis lezyonları ayırt etmek için
biyopsiye ihtiyaç duyulabilir. Daha önceden meme kanseri tanısı konmuş
hastalarda hormon kullanımı başka bir kanseri belirlemeyi zorlaştırmaktadır.
Böyle bir lezyondan şüphelenildiğinde, tedavi kesilerek hormon bağımlı
değişiklikler mammografik olarak saptanabilir. Böylelikle gereksiz
biyopsilerden hasta korunmuş olur.
ÖSTROJEN VE MEME KANSERLİ HASTALAR
Meme kanserine yakalanmış kadın, tam tedavi edilebilir mi?
Mammografik incelemenin ilerlemesi sayesinde,pek çok kadın erken tanı nedeni
ile meme kanserinden tamamen küratif olarak kurtulmuştur. Sebep,kanserin çok
erken teşhis edilerek, vücudun başka bölgelerine yayılmasının önlenmesinden
kaynaklanmaktadır. Bu erken tanı küratif cerrahiye olanak sağlar ve kalan
hücrelerin de radyoterapi, hormonal terapi ve kemoterapi ile temizlenmesine
neden olur. Küratif tedavi edilememesinin sebebi kanserin ilk saptandığında
yayılmış olmasından ileri gelmektedir. Tümör başlangıç noktasından değişik
bölgelere ilerler: Koltukaltı lenf bezlerine, akciğere, karaciğere, kemiğe,
deriye ve diğer organlara metastaz yapar.
Meme kanseri ilk teşhis edildiğinde sıklıkla, tümör hücreleri vücudun
değişik bölgelerine ilerlemişlerdir. Bu evrede; bu tümör parçacıkları çok
küçüktür ve günümüzde bunlar hiçbir yöntemle saptanamazlar. Bu depocuklara
mikrometastaz denir. Mikrometastazlı hastalar adjuvan kemoterapi veya
hormonal terapi ile küratif olarak tedavi edilebilirler.
Mikrometastaz tespit edilmezse; meme kanserini küratif olarak tedavi
ettiğimizi nereden bilebiliriz?
Tek yol 20 yıl beklemek ve tümörün tekrar oluşmadığını görmektir. Ancak bu
pratik bir çözüm değildir.
Tedavide küratif olma özelliğini gösteren faktörler arasında tümörün küçük,
aksiller lenf bezi tutulumu olmaması, histolojik grade olması, östrojen ve
progesteron reseptör varlığısayılabilir.
Küratif tedavinin en iyi göstergesi negatif lenf bezi bulunmasıdır. Daha
sonraki belirleyici etken tümörün histolojik yapısıdır. Bu özelliklere sahip
hastalarda küratif tedavi şansı %75'dir. Tümörün yeniden tekrarlamasına
rekürrens adı verilir. Bu rekürrenslerin çoğu ilk üç yılda ortaya
çıkmaktadır. Üç yılın sonunda oran yıllar geçtikçe azalır. İyi huylu
tümörlerde bu oran yıllık %0,5'e kadar iner, bu da 200 meme kanserli kadında
her yıl ancak 1 tanesinde rekürrens görüldüğünü ifade eder. Fakat gene de
uzun yıllar sonra bile rekürrens görülen olgular bildirilmiştir.
1997 yılında ABD'de yeni meme kanseri tanısı konan hasta sayısı 180000'dir.
Bu rakamın 97000'inin rekürrens şansı çok azdır. 60 yaşında tanı konulduğu
varsayılırsa ve 25 yıllık bir sürvi düşünülürse ABD'de halen 2,5 milyona
yakın meme kanseri hastası bulunmaktadır.
Meme kanseri tedavisi gören hasta menopozal belirtiler için östrojen
kullanabilir mi?
Eğer bir kadında meme kanseri gelişmişse östrojen yüzünden ikincil bir
kansere maruz kalma riski fazladır. Ama bunu desteklemek için gerekli
bilimsel çalışmalara ihtiyacımız bulunmaktadır. Bildiğimiz; meme kanserli
hastalarda yıllık %0,5 oranında ikincil meme kanseri riski bulunduğudur.
Eğer östrojen 10 yıl sonra %30 oranında riski arttırırsa;10 yılın sonunda
100 kadının 5'inde ikincil meme kanseri beklerken östrojen kullanımı ile bu
rakam 8'e çıkacaktır.
Halen kabul gören düşünce;tamoxifen ve östrojeni yerine koyma tedavisinin
östrojen (+) tümörlü hastalarda tümör rekürrensini arttırmadan;menopozal
belirtileri ortadan kaldırdığı yönünedir.
Çoğu hekim,meme kanserli hastalara östrojen verilmemesi gerektiğini
savunurlar. Sebep,östrojenin meme dokusunda büyümeyi uyarmasından ve çok
küçük meme tümörlerine yol açabileceğinden ileri gelmektedir.
Bazı meme kanserli hastalarda östrojen eksikliğine bağlı çok ciddi menopozal
semptomlara rastlanmaktadır. Bu hastalara bazı tedaviler verilebilir.
Örneğin sıcak basmaları için progesteron ve ürogenital atrofi için vajinal
östrojen gibi. Ancak en doğrusu; hastaya bu tedavinin tüm riskleri ve
yararlarının anlatılması ve hastanın kendi kararını vermesini sağlanmasıdır.
|
|